Gölgelerin Bahçesi
Bir bahçe vardı, ama kimse gündüz göremezdi onu. Çünkü o bahçe yalnızca karanlıkta açıyordu. Küçük bir çocuk bir gece yanlışlıkla oraya girdi ve karanlıktan korkmak yerine, onunla arkadaş olmayı öğrendi.

Uzak bir kasabada herkes karanlıktan korkardı.
Geceleri evlerin pencereleri sıkıca kapanır, sokak lambaları sabaha kadar yanardı.
Köyde tek bir yer hep kapalı kalırdı: Gölge Bahçesi.
Kimse oraya gitmezdi çünkü söylentilere göre gece olunca orada “ışığı yutan çiçekler” açardı.
Ama küçük Lira, diğerlerinden farklıydı.
Bir gece gökyüzü bulutlarla örtülmüşken fenerini aldı ve gizlice o bahçeye gitti.
Kapı gıcırdayarak açıldı.
İçerisi tamamen sessizdi.
Fenerin ışığıyla çiçeklere baktı ama hepsi kapalıydı.
Tam geri dönecekken bir fısıltı duydu:
“Işığı kapat, bizi gör.”
Lira şaşırdı ama cesurca fenerini söndürdü.
Bir anda bahçe parladı!
Siyah, lacivert ve mor ışıklarla açan çiçekler, yıldız gibi parlıyordu.
Gölgeler dans ediyor, yapraklar rüzgârla fısıldıyordu.
Bir çiçek konuştu:
“Biz ışığı değil, karanlığı severiz. Çünkü ışık herkese görünür ama karanlık sadece dinleyenlere konuşur.”
Lira yavaşça yere oturdu.
“Ben hep karanlıktan korktum,” dedi.
Çiçek yanıtladı:
“Korkular da ışığın olmadığı yerden doğar. Ama sen onlara dokunursan, gölgeye değil, kendine dokunursun.”
O gece boyunca Lira gölgelerle oyun oynadı.
Birini kediye, birini kelebeğe benzetti.
Sabah olduğunda bahçe sessizce uyudu.
Çiçeklerin hiçbiri görünmüyordu, sanki hiç var olmamışlardı.
Lira köye döndü, herkes onun deli olduğunu düşündü.
Ama gece olunca penceresinden dışarı baktı ve kendi gölgesine gülümsedi.
“Artık seni tanıyorum,” dedi. “Sen benim karanlık yanım değil, sessiz dostumsun.”
Yıllar sonra Gölge Bahçesi artık korku yeri değil, cesaretin bahçesi olarak anıldı.
Çocuklar oraya gitmeyi sever, gölgeleriyle tanışırdı.
Ve bahçenin girişinde bir tabela vardı:
“Işık, gölgesini tanıyan kalplerde parlar.”



